Merhaba.....
Karnım ağrıyor, midem bulanıyor, başım kopacak...
Yatağıma yattım... Ayakta duracak halim yoktu ama, uyuyamadım..
Ağladım ağladım ağladım.......
Nasıl rahatlayacağımı düşündüm....
Bir yol bulamadım... Derken eski bir alışkanlık geldi aklıma...
Yazmalıydım...
Blog açayım dedim.. Baktım, zaten bir blog açmışım zamanında.. Terkedilmiş.. Tıpkı benim gibi..
Ağlamamın nedeni, kendimi yalnız hissetmem.. Yaklaşık 2 ay önce, hiç tahmin etmediğim bir anda terkedilmem.. Klasik bir takım cümleler ile hem de.. "Büyük olasılıkla seni terkettiğim için pişman olacağım ama sana karşı bir şey hissetmiyorum....", "Biz farklı yönlere gittik aslında...", "Artık seni arzulamıyorum aslında..."
Birbirlerini görmeyen insanlar birbirlerini arzulayamazlar ki aşk?!?!?! Her "Bugün görüşelim mi?" sorusuna "Bugün çalışmam lazım.", "Bugün çok yorgunum.", "Bugün bilmem ne yapacağım" cevaplarını alan Chocolate bir daha soramaz ki görüşelim mi diye?? Hafta sonu bile çalışan bir adamın, işi gücü bilgisayarı ve telefonu olan bir adamın, patronuyla senden fazla yazışan bir adamın seni arzulamasını nasıl sağlarsın ey kadın!!!! Bilemedim... Bu sorunun cevabını bulamadım.. Sonra bir de sanki her şeye ben engel oluyormuşum gibi, ayrılık konuşmasının hemen ardından yayınlanan makaleler, paylaşılan başarılar..... Zor. Zor. Kendine yedirmek zor. Hayatının merkezine aldığın insanı, o merkezden çekip alınca, o yeri doldurmak zor.. Bunun "güçlü kadın", "güzel kadın", "başarılı kadın" olmak ile de hiiiiiç ilgisi yok... Bilim bu, her şeyin bir kütlesi var, evrende bir yer kaplıyor, gidince de yeri boş kalıyor. Bir şekilde doldurmak gerekiyor.. Nasıl bir sayıyı sürekli ikiye bölersen sayı gittikçe küçülür ama asla sıfırlanmaz, onun gibi işte... Zamanla küçülecek heralde... Ama bitmeyecek...
Canımı acıttın. En çok canımı acıttığın anca bile sen ol istedim yanımda. Yine kapında buldum kendimi. En çok da kendime bu konuda şaştım.. O anki mutluluğumun da, mutsuzluktan ölecek gibi hissetmemin de nedeni SEN'din.. Sordum "Bir şansımız daha var mı? Başa dönebilir miyiz? diye, "Bu gün olmazsa yarın olacak" dedin. O zaman niye 4 yıl bekledin? 4 yıl... 4 yıl... Benim hayatımda önemli bir dönem.. Şu anda hayatıma etkisi olan her şeyin yaşandığı dönem... İşe girmek, iş değiştirmek, aşkı bulduğunu düşünmek, doğru insanı... Kendi paranı kazanmak, kendi paranı harcamak... Ev bulmak, Ev kurmak, şehir değiştirmek... Taşınmak, sonra bir daha taşınmak, sonra bir daha taşınmak... (Beni tanıyanlar anlayacaklar :))
Armut yersin de boğazında o taş hücreler kalır ya, yaklaşık 2 aydır böyle hissediyorum. Düşünsene o armutu yediğin akşam bile uyuyamazken, ben 2 aydır geceleri uyumaya çalışıyorum..
Hiç sevmediğim, nefret ettiğim, zerre kadar inanmadığım, bana hiç bir şey katmayan, kariyer hedefimde kesinlikle olmayan, kişiliksiz insan topluluğunun çalıştığı, herkesin dünyayı kurtardığını sandığı, aslında "0" olan bir işimin olması da cabası....... Parası iyi... Amacımız da o değil miydi??? (Bunu başka bir yazıda anlatacağım...)
G
fresh start....
22 Şubat 2016 Pazartesi
17 Nisan 2014 Perşembe
blog yazmayı keşfetmek....
Hani facebook, twitter ilk çıktığında, "Buna basınca da mı arkadaş ekliyorduk?", "Bu resimlere baktığımı o görüyor mu?", "Bu oyunu oynadığım görünüyor mu?" vs soruları soruyorduk ya; Blog yazmak şu anda benim için o konumda....
Aslında blog yazmaya ilk karar verişimin üzerinden yaklaşık 2 yıl geçti... Hatta tam olarak 1.5 yıl. (kira kontratımdan anlıyorum :))
** Not : Kira kontratından anlamama neden olan hikayeyi anlatayım.. Oldum olası yazmayı seven biriyim, ama yazdıklarımı birilerinin okuması fikri sanırım beni biraz rahatsız ettiğinden, blog yazmaya yanaşmadım bu süre zarfında. Ta ki, bilgisayarda bir sürü şifreleme yöntemi ile şifrelediğim, "dear diary" adlı dosyamın, (harici belleğime bile koymamıştım, taşınabilir ya, birine falan vermek zorunda kalırsam diye, güvende hissetmeli dosya kendini diye, ne de olsa iç dünyam :)) evime giren hain, bir o kadar da gerizekalı hırsızın laptopumu çalmasıyla birlikte yok olana kadar.... Sonrasında taşınmaca, taşınma masrafları ile, kendine yeni bir bilgisayar alma arasındaki ilişki vs...
**Not : Hırsızın gerizekalılığını da açıklayayım : altın rengi 50 kuruşluk tokalarımı bile almış... Tabi yanında anneannemden bana hatıra maddi anlamda çok para etmeyecek, manevi değerine paha biçilemez yüzüklerimi... Neyse bu hırsıza sinirlenmek bu geceki planımda yok....
Blog diyordum... Çok yabancıyım diyordum...Derken bu yazdıklarımı nasıl kaydedeceğime, kaydettikten sonra üzerinde değişiklik yapıp yapamayacağıma baktım ekranın üstünden.. Y kuşağı olarak bu işi beceririm diye düşünüyorum :)
Bir de ben buraya direkt gmail şifrem ile mi giriş yapıyorum yoksa bu siteye ayrı şifre mi koymuştum?? Direkt girdi şimdi ya anlamadım. Bu bloğu oluşturmam ( eminim bir yerden tarihine bakılıyordur da blog knowledge ım henüz o aşamaya erişmedi) ( bu arada ingilizce kelimeler yok!!! o "blog bilgim" olarak çevrlebilir) aslında geçmişe dayanıyor. Çok kararlıydım yazmaya.. Bugüne kısmetmiş :) (babanne modu on )
Aslında yazmaya başlarken bir TO DO LIST yazmak istemiştim ama, tam bir başlangıç yazısı oldu.
To do list yazımı başka zaman erteliyorum, malumunuz yarın iş var !!! :) (aslında yarın eğitimim var bu arada :))
G
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)